Yurttaş Şifa Merkezinin Hikayesi

  • blog-image 1

İlkokula başladığım yıllardan beri hep hayalim doktor olmaktı. Rabbim nasip etti ve Genel Cerrahi uzmanı oldum. Tedavisi olmayan hastalıkların çaresini keşfetmek çocukluktan beri en büyük hayalimdi. Üniversite yıllarımda bir yandan Batı Tıbbına göre eğitim alırken bir yandan da Tıbb-ı Nebevi ve Doğu Tıbbını araştırmaya başlamıştım.

Batı Tıbbı ya da modern tıp denilen ekolün bazı hastalıklara gerçek şifa yerine sadece belirti ve semptomları giderdiğini, kronik hastalıklarda kortizon ile çare olmaya çalıştığını gördüğümde hem Batı hem Doğu Tıbbının birlikte insanlığın yararına kullanılması gerektiğini düşündüm.

Doğu Tıbbını araştırırken çok farklı tedavi türlerinin olduğunu gördüm. Önce Tıbbı Nebeviyi yani koruyucu hekimliği ele aldım. Bu sahada kurslara ve eğitimlere katıldıkça yepyeni rotalar ve yollar açıldı. Bu yollara ve sokaklara girip çıktıkça ne kadar çok araştırılacak konu olduğunu gördüm.

İnsanın maddi bedenini, ruhunu, enerji bedenini bir bütün olarak ele almazsak başarılı olamayacağımız bir gerçektir. Temelde insana birbirinden bağımsız robot parçaları gibi bakarsak, kronik hastalıklarda gerçek bir çözüm sunmak yerine sentetik ilaçlar, kimyasallar ile tedavi edeceğimizi düşünürsek hastalık belirtilerini makyajlamaya çalışmaktan ileri gidemeyiz. Çöpleri halının altına süpürerek çözüm sunulamaz.

Sadece ilaçla tedavi etmeye çalışmak yetersiz kalmamıza ve çarelerin tükenmesine neden olur. Vücutta otoregülasyon (kendi kendine tamir) mekanizmasının bulunduğunu, immün sistemin ve vücut dengesinin düzeltilmesinin tedavinin bir parçası olacağını düşünmediğimiz müddetçe tedavi hep eksik kalacaktır. Kullanılan antibiyotiklerin barsak florasını bozup tüm dengeyi alt üst edeceği gerçeğini görmek zorundayız.

İlim aramak için hiç durmadan çaba gerektirir. Antik Yunan Tıbbını, İslam Tarihi boyunca farklı hekimlerin Antik Yunan Tıbbını geliştirmesi ile meydana gelen farklı tıp ekollerini (İbni sina, Er-Razi, İbnü’l Baytar, İbnü’n Nefis vb. ekolleri), Geleneksel Çin Tıbbını, Tibet Tıbbını, Ayurvedayı, farklı hekimlerin geliştirdiği farklı, bütüncül ve fonksiyonel tıp ekollerini ve farklı doğal tedavi yöntemlerini araştırdım ve halen bunların üzerinde çalışmaktayım. Okumaya ve araştırmaya devam ediyorum çünkü, ilim beşikten mezara kadardır.

Tüm bu birbirinden farklı tıp ekollerini modern bilim ışığında doğru bir şekilde anlamak ve uygun bir şekilde birbirleri ile sentezlemeye çalışarak insanımızın sağlıklı kalmasını sağlamak ve acılarına çare olmaya gayret etmek görevimizdir. Asırlardan beri süzülüp gelen tedavi yöntemlerini araştırmak ve insanlığın hizmetine sunmak doktor ve eczacıların sorumluluğundadır. Başarılı olmada en büyük faktör, İnsan vücuduna bütüncül olarak yaklaşmak, “hastalık yoktur hasta vardır” diye yola çıkmak ve Allah’ın verdiği şifayı insanlara ulaştırmayı bir ibadet olarak görmektir.

Her hastayı ayrı ayrı ele alma, temel hayat tarzı değişiklikleri, kişiye özel beslenme ve kişiye özel perhiz tek başlarına yeterli olmamakla birlikte tedavinin olmazsa olmaz çok önemli temellerindendir. Hastanın tedavisi yolunda atılacak ilk adım vücudun temizlenmesi ve iç dengenin sağlanmasıdır. Tedavinin sabırla ve inançla başarılı olacağına önce hekimler inanmalı, sonra da hastasını buna ikna edebilmelidir.

Pasta üretilen yere pastane, posta gönderilen yere postane dendiği gibi, hastane deyince sanki hasta üretilen, hastaların bulunduğu yer manası anlaşılıyor. O nedenle kliniğimizi kurarken isminin yapılacak fonksiyona uygun olması gerektiğini düşünerek “Yurttaş Şifa Merkezi” ismini verdik.

İyi niyetle çıktığımız bu yolda her gün yeni bilgiler öğrenerek yolumuza devam ediyoruz. Hastalarımızdan aldığımız sonuçlar ve onların duaları sayesinde daha büyük bir azimle çalışmaya ve Allah’ın verdiği şifayı insanlara sunmak için yürümeye devam ediyoruz. Sağlık ve huzur dileklerimizle!

                                                     Dr. Muzaffer Yurttaş

 

 

 

 


Yukar