Yurttaş Şifa Merkezi Üzerine Bir Söyleşi

  • blog-image 1

1.Muzaffer Yurttaş Kimdir? Nerelerde eğitim aldınız?

1967 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde doğdum. İlkokulu Turgutlu 19  Mayıs İlkokulu, orta ve liseyi Turgutlu’da  İmam Hatip Lisesinde tamamladım. 1985yılında kazandığım Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1991 yılında mezun oldum. Kısa bir süre Bitlis Ahlat Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetimi pratisyen hekim olarak yerine getirdim. TUS Sınavında hayalim olan Genel Cerrahi bölümünü kazandım. 1991-1995 yılları arasında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Genel Cerrahi İhtisasımı yaptım.

Askerlik vazifemi Çorlu Asker Hastanesinde Genel Cerrah olarak yerine getirdim. Afyon Çay Devlet Hastanesi ve Manisa Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekimliği görevlerinde bulundum. 2008 yılından itibaren 3.5 yıl boyunca  Salihli Özel Can Hastanesinde Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalıştım.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında sosyal çalışmalara katıldım. Bir çok dergi, gazete ve internet sitelerinde sağlık köşesi yazarlığı yaptım. Türkiye genelinde dağıtımı yapılmakta olan Popüler Sağlık Dergisi’nin editörlüğünü yürütmekteyim. 2007 yılında bir grup sağlık gönüllüsü doktor ile birlikte dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Nijer’de gönüllü sağlık yardımına katıldım.

2011 Genel seçimlerinde Manisa AK Parti Milletvekili olarak seçildim.4 yıllık milletvekilliğim sırasında Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görev aldım. Sağlıkçılara Yönelik Şiddetin Araştırılması Komisyonu ve Soma Maden Kazası ve Maden Kazalarının Önlenmesinin Araştırılması Komisyonu’nda görev yaptım. Evliyim ve 2 kızım var. İngilizce ve Arapça bilmekteyim.

2.Yurttaş Şifa Merkezi hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?

Kurumlara verilen isimler anlamlı ve fonksiyonlarına uygun olmalıdır. Pasta üretilen yere pastane, ibadet yapılan yere ibadethane denir. Hastane ise hastaların bulunduğu yer anlamına gelir. Hastane yerine “şifahane” denilmesi kanaatimce çok daha anlamlıdır. Bizim kliniğimizin adı da Yurttaş Şifa Merkezi olarak ortak kanaat ile doğdu.

Medeniyetimizin eseri olan kurumlar, ulvî niyetlerin nurlarını, İlahi pınarlardan beslenen hayat ve insan anlayışının parıltılarını yansıtır. Her biri, insana ve tüm canlılara hizmet etmenin ibadet olduğunu ilan eden birer mühürdür. Cenabı Hakk’ın el- Şâfî ‘ isminin tecelligâhı şifahanelerdir.

İnsana sadece maddi beden olarak bakmadan manevi ve elektriksel ve enerji bedeni ile manevi yanını da dikkate alarak tedavi etmek ve bütüncül iyileştirmeyi sağlamak için çalışıyoruz. Burası öyle bir şifahane olsun ki, burada hem gönül hem de beden acıları dindirilsin, her ikisinin de tedavisi yapılsın.

Bizim bu şifa merkezinde yapmak istediğimiz, yaratılıştan insan vücudunda var olan savunma mekanizmalarını güçlendirmek, insan vücudundaki toksinlerin atılmasını sağlamak, yenilenme sürecinde vücuda destek olup önünü açmaktır.

Misyonumuz, Doğu ve Batı Tıbbının ortak yönlerini alarak insanımızın hizmetine sunmak, sağlıklı kalmasını sağlamaktır. Tıbbı Nebevi’yi günümüz insanıyla buluşturmaktır.

Vizyonumuz, “Önce zarar vermemek” ve “insanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” prensipleri ile hareket edere insanımıza, çağdaş ilmin ışığında, asırlar öncesinden süzülüp gelen tecrübeleri de harmanlayarak şifaya vesile olmaktır.

İnsan bedenine bütüncül yaklaşımla hem bedenlerini hem ruhlarını tatmin edecek teşhis ve tedavi metotlarını hastalara ihtiyaçlarına göre daha etkin bir şekilde sunmak öncelikli görevimizdir.

3.İnsanı hasta eden nedenler nelerdir?

Beslenme bozuklukları, alınan ağır metaller, hava ve su kirliliği, GDO lu gıdaların alınması, gereksiz kullanılan ilaçların yan etkileri, tarımda kullanılan ilaçlar, çevremizden aldığımız radyasyon, enerji bloklanması, genetik değişiklikler, alkol ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar, doğum öncesi ve doğum sırasında maruz kalınan toksik maddeler v.b bizi hasta eden nedenler olarak sayılabilir.

Bu toksik maddeler vücutta zamanla hücrelerin normal şekillerinin bozulmasına, fonkisyonlarını yapamamasına ve en sonunda genetik değişiklik ile kanserleşmeye kadar giden sonuçlar doğurabilmektedir.

4.Bu toksik maddelerden nasıl kurulabiliriz?

Öncelikle doğal olarak beslenmek şarttır. Temiz yiyeceklerden yemek, temiz ortamda yaşamak, düzenli uyumak ve dinlenmek, temiz ve yeterli su içmek, GDO lu gıdalardan ve fazla işlem görmüş gıdalardan uzak kalmak, az ilaç kullanmak, tarımsal ilaçların kullanımını azaltmak, radyasyondan uzak durmak, hamilelik döneminden itibaren her noktaya dikkat etmek sağlıklı kalmanın sırlarıdır.

İstenmeden vücuda giren maddeleri uzaklaştırmak için; bol sıvı almak ve toksinlerin idrarla atılmasını sağlamak, bol lifli gıdalarla beslenerek barsakların düzenli çalışması sayesinde toksinlerin atılmasına yardım etmek, spor yaparak ter yolu ile deri altında biriken istenmeyen maddelerden kurtulmak gerekiyor.

Yılda en az bir kez yapılacak kontrollerle vücudun ve organların durumu gözden geçirilmelidir. Bir yıl içinde en az iki kez detoks programı uygulamak toksinlerin atılması için gereklidir. Ayrıca belirli dönemlerde yapılacak kupaterapi (hacamat) oldukça yararlıdır.

5. Hastalara yaklaşımda dikkat edilecek hususlar nelerdir?

Öncelikle hasta çok iyi bir şekilde dinlenilmelidir. Şikayetlerin başlangıcı, seyri, kullanılan ilaçlar, çekilen filmler, ailede bir hastalığın bulunup bulunmaması, beslenme alışkanlıkları, daha önce uygulanan tedaviler ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır.

Hastaya non- invaziv ve yan etkisi olmayan bir çek-up ile tarama yapılmalıdır. Tüm vücut ve organlar ayrıntılı olarak taranmalıdır. Önce teşhis konulmalı, sonra gerekli tedaviler planlanmalıdır.

6.Tedavide uyguladığınız yöntem nelerdir?

Bize göre önemli olan hastalıktan daha ziyade hastadır. Hastalık bireyseldir, her hastada farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Tedaviler de kişiye özgü olmalıdır. Tek tip tedavi yerine kişiye özel tedavi programı planlanmalıdır. Burada sadece hastanın şikayetlerinin ortadan kaldırılmasına değil de hastalığın nedeni ve kökenine yönelik tedavi yapılmalıdır. Tedavide en önemli husus sabır ve ciddiyetle hastalığın üzerine gitmektir. Hastaya sabırla yapılması gerekenler anlatılmalı ve hasta-hekim işbirliğinin çözümde önemli olduğu izah edilmelidir.

İnsan bedeni sadece etten ve kemikten ibaret değildir. Maddi beden yapımızın yanında manevi bedenimiz yani ruhumuz, enerji bedenimiz, elektriksek bedenimiz gibi çok farklı boyutlarda bir beden yapısına sahip olduğumuz bilinci ile hareket edilerek tüm bu beden yapılarına hitap eden bütüncül ve çok yönlü bir yaklaşımla tedavi belirlenmelidir. Sadece bedeni düzeltmenin iyileşmeye yetmeyeceği unutulmamalıdır. İnsana her yönüyle hitap eden tedavi yöntemleri başarılı olacaktır.

7.Tamamlayıcı tıp, alternatif tıp, geleneksel tıp nedir?

Bana göre tıp tektir. Sadece onun parçaları vardır ve her biri birbirinin tamamlayıcısıdır. Bütünün bir parçası bütünü ifade etmeye yetmez. Batı Tıbbı, Doğu Tıbbı, Tıbbı Nebevi ve diğerleri hep bir bütünün parçalarıdır. Alternatif demek doğru bir terim değildir. Önemli olan “önce zarar vermemek” prensibinden hareket edilerek, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” düsturu ile faydalı olmaya ve problemi çözmeye çalışmaktır. Şifayı veren Allah’tır, şifaya vesile olmak da en güzel hayırdır.

8.Tedavinin aşamaları nelerdir?

Bizim uyguladığımız tedavide üç aşama vardır. Birinci aşama arınmaktır. Yani vücuda alınan toksik ve hastalık yapıcı maddelerden arınmak başta olmazsa olmaz şarttır. Toksinlerden kurtulmadan hücreleri sağlığına kavuşturmak mümkün değildir.

İkinci aşama vücudumuzda yaratılıştan var olan kendi kendini yenileme ve tamir mekanizmalarının önünü açmak ve vücuda bu açıdan yol göstermektir.

Üçüncü aşamada hücrelerin normal görevlerini yerine getirmeleri için destek ürünler vererek güçlendirmek ve hastalığın geri dönüşünü engellemektir.

9.Tedavileri kimler yapmalıdır?

Tüm tedaviler, sağlık eğitimi almış, vücudun fizyolojisini ve anatomisini bilen, ilaçların etkilerini ve mekanizmalarını öğrenmiş, hastalığın fizyo-patolojisini anlamış doktor ve onun kontrolünde sağlıkçılar tarafından uygulanmalıdır. Hiçbir sağlık eğitimi olmayan, bulaşıcı hastalık nedir bilmeyen kişilerin tedavi uygulamaları asla kabul edilemez.

Burada şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, internet ortamında pek çok kirlenmiş ve doğru olmayan bilgiler bulunduğunu ve bunların insanımızın kafasını karıştırdığını ve doğruya ulaşmakta büyük engeller teşkil ettiği bir gerçektir. Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelikleri ve kontrolü altında tedaviler yürütülmelidir.

10.Günümüzde tıp daha çok ilaçların kullanılması ve hastanın şikayetlerine yönelik tedaviyi esas almaktadır diyebilir miyiz? Koruyucu hekimlikle ilgili neler söylemek istersiniz?

Evet maalesef peynir ekmek gibi ilaç tüketir olduk. Ülkemizde kişi başı ortalama yıllık 26 kutu ilaç kullanılmakta ve bunun ne yazık ki 9 kutusu antibiyotiktir. Polifarmasi dediğimiz çok ilaç kullanımı giderek boyutunu artırmaktadır. Sağlığa ayrılan payın büyük çoğunluğu ilaca harcanmaktadır.

Koruyucu hekimlik çok önemlidir. Hasta olmadan önce sağlığın kıymeti bilinmeli ve gereken önlemler alınmalıdır. Tıbbı Nebevi ağırlıklı olarak koruyucu hekimliğe yönelik tavsiyeleri içermektedir. Tabii ki hasta olmadan önce önlem alınamadığı durumlarda erken tanı ile hastalığın yakalanması da büyük önem arz eder.

11. Tedavi nasıl planlanmalıdır?

Öncelikle yapılacak tedavi sadece semptom ve şikayetlere yönelik değil, nedene ve hastalığın kaynağına yönelik olmalıdır. Tedavi fizyolojiye uygun, yan etkileri en az olan, hastalar tarafından kolay kabul edilebilecek yöntemler olmalıdır.

Kullanılacak ilaçlar bitkisel kökenli, şifalı bitkilerden elde edilmiş, vücudu temizleyen ve tamir eden özellikte olmalıdır. Tedavide kullanılan bitkiler organik ve doğal yollarla, temiz yerlerde yetişmiş bitkilerden elde edilmiş olmalıdır. Allah Şafii ismi ile her derdin dermanını da yaratmıştır. Onu arayıp bulmak bizim görevimizdir. “Hiç kimse Allah’ın yarattığından daha idealini yapamaz” Doğada gizli olan şifa kaynakları aranmalı ve insanlığın hizmetine sunulmalıdır.

Dünyada 12 bin çeşit şifalı bitki bulunmakta ve bunların 4 bini sadece ülkemizde yetişmektedir. Bu kadar güzel bir ülkede yaşayan bizlerin Avrupa’nın ilaç ihraç ettiği bir ülke haline gelmemiz düşündürücü bir durumdur. Üzümden zeytinyağına, çaydan brokoliye kadar tüm şifalı bitkiler bizde bol miktarda yetişmektedir. Sütün doğalı, tereyağının en güzeli bizde üretilirken kola ve cips tüketen bir toplum haline gelmemiz anlaşılır bir durum değildir. Bizim yetiştirdiğimiz ürünleri Avrupa bizden daha fazla tüketmektedir.

12.Teknoloji ve modern yaşam geliştikçe hastalıklarda bir artış mı oluyor? Hastaneler kronik hastalarla dolup taşıyor. Adını duymadığımız her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet maalesef gün geçtikçe hastalıklar artmaktadır. Bizim üniversitede okduğumuz yıllarda 220 ve altındaki kolesterol değerleri normal kabul edilirken öce 200’e sonra 180’e kadar bu değerler düşürüldü. Herkes kolesterol ilacı kullanıyor. Toplumun büyük kısmında diabet oluştu. Tatlandırıcıların yan etkileri ispatlanmış durumda ve çok tüketiliyor. Psikiyatrik ilaçların kullanımı gün geçtikçe artıyor.

Şeker, tansiyon gibi hastalıkların artmasında en büyük faktör yaşam koşulları, modern hayatın getirdiği strestir. Doğadan ve doğal olandan uzaklaştığımız oranda hastalıklar artmaktadır. Astım, DM, HT tanısı alanlar ömür boyu ilaç kullanmak zorunda kalıyorlar. Eskiye oranla normal  bir şekilde tedavi görmeden hamile kalmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Korkarım önümüzdeki 20 yıl içinde kadınlarımızın % 30’u tedavi sonucu hamile kalabilecekler.

Günlük hayatta yaşamı kolaylaştırabilir belki ama şeker hastasıysanız ve 10 yıl ilaç kullanıp şekerinizi normal tutsanız bile 10 yıl sonra bu hastalığın bedendeki hasarları mutlaka görülür. Göz bozulur, kalp bozukluğu, böbrek bozukluğu olabilir. Hastalığın kökenine yönelik tedaviler oluşturulmalıdır.

Sadece semptomlara yönelik uygulanan tedavide yüzde 70 kişide semptomlar kalkar.  Plasebo yani aslında gerçek ilaç olmadığı halde ilaca benzer haplar verilen ve bunu bilmeyen yüzde 20’lik bir grupta da iyileşme görülüyor hatta bazen kendiliğinden iyileşme de mümkün olabiliyor. Asıl amaç hastalığın kökenine inerek hastalığı ortadan kaldırmak olmalıdır.

13. Kendi köklerimize dönmemiz gerektiğini mi söylemek istiyorsunuz?

İşte tam da söylemek istediğim budur. Şifa kaynakları bitkiler bizde, kaplıcalar bizde, güneş ve toprağın en verimlisi bizde ancak biz Batı hayranlığına devam ediyoruz. Köklerimize dönmemiz gerekiyor. 6 yıl tıp eğitimi içinde Tıbbı Nebevi’den bahsedilmiyor. Öğrenciler Tıbbı Nebevi ve Geleneksel Tıp konusunda ne bir makale, ne bir kitap okumadan mezun olmaktalar. Fakülteden mezun olurken yapılan yemine Hippokrat Yemini deniliyor. Batı Tıbbı’nın yanında Doğu Tıbbı, Tıbbı Nebevi de öğretilmelidir. Hipokrat ve Galen’in yanında İbn-i Sina, Merkez Efendi gibi bizim değerlerimiz de öğretilmelidir.

Özümüze ve kendimize dönmeliyiz. Batı ve Doğu’nun analizini yaparak insanlığın hizmetine sunmalıyız. Batı’nın ilaç deposu ve tıbbi cihaz çöplüğü olmaktan kurtulmamız gerekiyor. Sağlıkta israf en aza indirilmelidir. “İlim ve sanat değerinin bilinmediği yerden göç eder” Batı’da kupaterapi, Akupunktur, Hirudoterapi – Sülük tedavisi uygulanıyor artık. Ülkemizde Bezmi Alem Üniversitesinde Fitoterapi Araştırmaları Merkezinin kurulması, Sağlık Bakanlığı tarafından Tamamlayıcı Tıp Hizmetleri Daire Başkanlığının kurulması ve yönetmeliklerin yayınlanması ülkemiz tıbbı açısından sevindirici ve ümit verici gelişmelerdir. İlim ehline düşen araştırmak ve gizli hazineleri ortaya çıkarmaktır.

Fitoterapi yani Şifalı Bitkilerle Tedavi konusu

Dünyada 12.000 çeşit şifalı bitki bulunmaktadır. Bunun 4.000 tanesi ülkemizde endemik olarak yetişiyor. Yani bu bitkiler sadece Anadolu’da yetişmektedir. Bu kadar şifa dolu bir ülkenin insanları olarak bunlardan yeteri kadar yararlanabiliyor muyuz? Hayır bunların % 1 inden ancak yararlanıyoruz. Zeytinyağı, üzüm, brokoli, çörekotu, çay ülkemizde bol miktarda bulunmaktadır. Biz bunları tüketmek yerine nebati yağlara, kahveye, kolaya, cipse yöneliyoruz. Ülkemizde kişi başı 3 litre zeytinyağı tüketilirken Yunanistan yıllık kişi başı 20 litre tüketiyor. Biz 250 gram üzüm yerken Avrupalı 1500 gramın üzerinde üzüm yemektedir.

İstanbul’da Bezmi Alem Üniversitesinde “Fitoterapi Araştırmalar Merkezi”nin kurulması bu konuda ümit verici bir gelişmedir. Tıbbı Nebevi Kongrelerinin yapılmaya başlanmış olması gelecek adına çok önemli çalışmalardır. Sağlık Bakanlığı tarafından Tamamlayıcı Tıp Hizmetleri Daire Başkanlığının kurulması hükümetin kararlılığının bir göstergesidir.


Yukar