Arınma Yolculuğum

  • blog-image 1

1997 yılında ihtisasımı tamamlamış askerlik görevim için Çorlu Asker Hastanesi’nde bulunuyordum. O yıl benim kilom 86 idi ve ben her akşam yemekten sonra uyuyor, sabahları zor kalkıyor, ayakta durmakta zorlanıyordum.

Defalarca diyete başladım, ama başarılı olamadım. Değişik ürünler kullandım, ama ürünler bitince eski kilolarımı fazlasıyla geri aldım. Başarısızlıklar benim motivasyonu bozdu. Ama bıkmadan yeni arayışlara devam ettim.

Kah eskiden kulağıma çalınanlar, kah zihnimde bu yönde asılı kalanlar, kah araştırdıkça karşıma çıkartılanlar, kah sanki benim için özel olarak önüme sunulanlar, kah edilen bir küçük kelam ile sanki bir uyanış yaşadım ve bir yola çıktım.

Kimi yerde karaciğerin ruhun kalbi olduğunu söylediler, üzerinde düşündüm ve karaciğer temizliğini araştırmaya başladım. Kimi yerde açlıkla insanın ölmeyeceğini, bilakis maddi ve manevi temizlik için açlığın şifa olabileceğini okudum.

Ve öncüm olan, kuvvet, inanç, güven veren şu hadisler:

“Her hastalığın temelinde tokluk vardır”

“Ademoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yeterlidir”. (Peygamberimiz 13 lokma yermiş)

“Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür.”

“Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.”

Bir yandan da tasavvuf okumaları, dinlemeleri yapıyordum. Tasavvuf erlerinin Allah’a yaklaşmak adına nefis terbiyesine girmeleri, nefse muhalefet adına az yemeyi tercih ettiklerini, nefsi şımartmamak adına da en başta canının istediğini yememek gayretlerini duyuyordum. Derken şunları işittim:

-Allah’ın en sevdiği şey nefisle mücadeledir.

-İnsanın derecesi ibadetle artmaz, nefse muhalefet etmesiyle artar. Âdaba riayet, nefse muhalefettir.

-Nefislerinizi aç bırakınız ki kalpleriniz Allah’ı (O’nun cemâlini) müşahede edebilsin!

-Açlık Allah’ın hazinelerindendir. Allah dilediği ve sevdiği kimselere verir.

Derken su orucu, şifa orucu, peygamber orucu terimlerini duydum. (Aslında bunlara Su Diyeti ya da Peygamber diyeti demek de söz konusu olabilir. Zira anladığım kadarıyla kimileri gerçekten oruçla bu diyeti uygularken, kimi de oruçsuz uyguluyordu.) Araştırmaya başlayınca ilk bulduğum isim: Münir Arıkan oldu. Yazdıkları ve yaşadıkları çok etkileyici idi. Böbrek, astım hastası olan Arıkan bu vesileyle hastalıklarından kurtulduğunu söylüyor, elimden gelse bu diyeti herkese mecbur kılardım, diyordu.

“Sağlıklı bir bedeniniz,

Berrak bir zihniniz,

Sevgi dolu bir kalbiniz

Ve gerçekten arınmış bir ruhunuz olmasını istiyorsanız”

bu programı deneyin diyordu.

Tüm bunların üstüne okuduklarımın sahiciliğini ve en önemlisi açlığı araştırmaya başladım. Malum Ramazan oruçları da olmasa açlık unuttuğumuz bir şey. Eskiden iki öğün yerken, giderek üç öğünlük kallavi sofralar kurar olduk, giderek o da yetmedi günde 7-8 öğüne çıkardık işi. Kısaca gün demek, yaşamak demek; yemek oldu bizim için. Açlığı hakiki anlamda bilmiyoruz, bize ne yaptığını ise hiç bilmiyoruz. Hatta aç kalırsak öleceğimizi sanıyoruz. Bu yüzden hakiki örnekleri taramaya başladım, ki kalben teslim olayım. Peygamberimizin orucunu bazen tek hurmayla açtığını, en fazla yedi hurma yediğini ve günlerce böyle devam ettiğini, hatta 40 gün sadece zemzem ile beslendiğini, Abdülkadir Geylani’nin 40 günde bir iftar ettiğini, Hz. İsa’nın 60 gün, Hz. Musa ve Hz. İlyas’ın 40 gün hiçbir şey yemeden oruç tuttuklarını okudum. Ayrıca Halvet konusu vardı. Genellikle 40 gün su, birkaç zeytin, birkaç hurma ve birkaç günde bir elmayla ve zikirle yaşamak hep ilgimi çeken şeydi.

Üç öğün yemeği dahi aşan yedi öğünler bana normalde de ne makul ve ne de sevimli gelmezken sürekli yemek hali, sürekli yemek düşünme zaruriyeti çok iticiydi benim için. Daha kahvaltı esnasında öğleni düşünen, öğlende arayı düşünen insanları bile itici buluyordum ben. İçimdeki ses bu türden dayatmaları makul gibi gösteren güncel bilgileri tümden reddediyordu. Hepi topu bir kaç lokma ile doyacakken ve bu yolla yemeyi sıradanlaştırmak varken, gösterişli sofralar kurmak, olmadı bunu her yerde paylaşmak, sünnetle alakası olmayan iftar sofraları, hele ki israfın alası olan açık büfeler bana uygun görünmüyordu. İçimdeki ses bu türden yaklaşımları açıkça reddediyordu. Ki son bir kaç senedir, zihnimde, kalbimde sıklıkla dönenip duran o cümle:

“Mideyi küçült, kalbi büyüt!”

İçinde olduğum karmaşık toparlamaya başladım. Zihnimde şimşeklerin çaktığı, aydınlandığım anlar oldu bu anlar. Demek ki diyordum açlıkla sanıldığı gibi hasta olmuyoruz, bilakis açlık şifa vesilesi belki.

Su orucu, şifa orucuna dair yeterli bilgi yok internette. Ancak yurt dışında ‘WaterTreatment, WaterHealing, WaterFast, FastingTreatment’ adlarıyla bizden çok daha bilinen bir yöntem olmuş. Özellikle Amerika, Avrupa, Rusya, Hindistan ve Çin’de yaygın olarak kullanılıyormuş. Haftada en az bir günü sabitleyip oruç tutmayı uygulayanlar var. Tıpkı Pazartesi, Perşembe oruçları gibi…

Benim anladığım kadarıyla iki farklı yöntem var bu konuda. Biri gerçekten oruç yöntemini kullanmak. Ki buna Şifa Orucu demek doğru terim oluyor. Diğeri ise saat başı su içilerek yapılıyor, bence buna da Şifa Diyeti denmeli ki kavram karmaşası olmasın. Her iki yöntemin en önemli noktası niyet. Hep dediğim/inandığım gibi niyet sihirli bir güç bence. Niyet halis olunca, Şafi olandan maddi ve manevi şifa niyeti ile inançla niyet tutulunca çok daha kolay yürüyor işler, hem de gerçek fayda da geliyor.

Bu arınma yolculuğunun başlıca faydaları şunlar olacak:

-     Mideyi küçültme: Mide düz kaslardan oluşur. Az yenildiği zaman mide küçülür ve daha sonra normal yemeğe başlanıldığında az bir gıda ile doygunluk oluşur.

-     Vücudumuzun en büyük organı olan deriyi temizleme, derinin bütün toksinlerden arınması, gözeneklerinin açılması

-     Vücudun en büyük ikinci organı olan kanın temizlenmesi, gereği gibi sulanması ve arınması

-     Hareketlerde canlılık, aktivitelerde artış

-     Yürüyüş ve koşu performansında % 25 artış

-     Yüzme performansında % 50 artış

-     Nefes performansında % 50 artış

-     Uykuda 4-5 saatlik uykunun doğallaşması

-     Üzerinizdeki ağırlığın kalkması

-     Daha yüksek özgüven

-     Medeni ve beşeri ilişkilerde, arkadaşlık ve iletişimde kalite

-     Diyaframın gerçek görevini yapmaya başlaması ve

-     Diyafram solumasının artmasıyla iç organlarının her an gerçek iç masaja kavuşması gibi kazanımlarım oldu.

Bu çalışmada amaç, hayatın içerisinde yer alan ve sürekli onu yaşayıp tüketen, sömüren ve bilinçli bir üretimde, hizmette asla gözü olmayan  insan yanımızla mücadele etmek ve onun yerine çalışmayı ve sade bir şekilde yaşamayı hakim kılmaktır.

İşte o yıl karar verdim dengeli ve sağlıklı beslenmeye, hareket etmeye, sağğıma önem vermeye. 3 ay içinde inanılmaz bir tecrübe ve gayret ile sağğıma kavuştum. Yaptığım çalışmaları sizlerle paylaşırsam bir derde deva olabileceğimi düşünerek bunları kaleme, kağıda dökmeye karar verdim.

Evet zorlandığım, gücümün takatimin kesildiği zamanlar elbette oldu. Ama yılmadım, bırakmadım ve hedefime ulaştım. Üç ayın sonunda hedefim olan 66 kiloya düştüm. Uzun yıllardır bunu koruyorum ve zinde, sağlıklı bir yaşantım var şükürler olsun. Bu çalışmalara başlamadan önce genel bir sağlık taraması ve doktor kontrolünden geçmenizin yararlı olduğunu belirtmeliyim.

1.Gün Yapılanlar: Sabah 3 Km yürüyüşü ile güne başladım. Yürüyüş sonrası ılık bir duş alarak rahatladım. 1 büyük bardak ılık limonlu su güne toksinlerden kurtulmak için iyi bir başlangıç. Kahvaltıda salatalık, domates ve 7 adet zeytin ile çok az peynir tükettim. Öğleye doğru 1 büyük su bardağı Doğadan Form Karışık Bitki çayı barsaklarınızın çalışması için doğal ve kimyasal içermeyen bir çay olarak mutlaka içilmelidir. Saat başı bir bardak su içmeyi asla ihmal etmeyin. Suyu ayakta değil sünnete uygun olarak mutlaka oturarak içiniz. Aksi takdirde aç iken içilen su karın ağrısına neden olabilir.

İnsan daha dinginleşiyor. İçerideki arınma daha da derinleşiyor.Düşünceler daha da berraklaşıyor.İnsan “Acaba ben de yapabilir miyim?” kaygısından kurtulduğunda ise, gerçek arınma başlıyor. “Dayanabilir miyim?” sorusu, yerini “Evet ben buna dayanabilirim” haline geliyor. Belirli döneme kadar biraz sabır ve iyi motivasyon gerekiyor. Bu arada kitap okumaya, ibadete, spor yapmaya zaman ayırın.

İnsanın verdiği bir karara sahip çıkması, içsel motivasyonunu arttırıyor. Kendinize olan güveninizi tazeliyorsunuz bir anlamda. Nefse hakimiyet, beyinize hükmetmeyi getiriyor.

Her türlü zararlı kimyasal atık, toksin, genetiğiyle oynanmış, genetiği değiştirilmiş, kanserojen, zararlı, zehirli, vücutta blokaj oluşturacak bütün zararlı maddelerden kurtulmaya da bir vesile oluyor bu dönem. Bedensel ve ruhsal arınma başlıyor. Sadece yememek önemli değil gün içinde fırsat buldukça hareket ve en az günlük 5 Km temiz havada yürüyüş yapmak gerekiyor.

Arınma programının zorluğu,  eğer beyin olarak tam hazır değilseniz sıkıntılı bir süreç yaşayabilirsiniz. Dolayısıyla iyice ikna olmadan ve tam inanmadan yapılmaması lazım.İlk günlerde baş ağrısı olabiliyor. Bu durumda zeytinyağı ile alın ve baş masajı iyi gelecektir.

Öğle saatinde ızgara 1 porsiyon tavuk ve salata (yağsız) tükettim. Ekmek ve başka bir şey yok. Akşam tarhana çorbası yanında yeşillik ve 1 dilim tam tahıllı ekmek tüketilebilir. Akşam yemeği erken yenmeli ve akşam 19.00 dan sonra asla bir şey yenmemelidir(meyve dahil, su ve çay hariç)

2. Gün Yapılanlar: Sabah 5 Km lik yürüyüş sonrası ılık bir duş ile güne başladım. Limonlu suyumu içtim. Sabah kahvaltısında şekersiz çay, salatalık, domates, zeytin, peynir ve haşlanmış yumurta tükettim. 1 dilim kepek ekmek yenebilir. Öğle yemeğinde 4 adet ızgara köfte ve salata yedim. Akşam yemeğinde çorba ve salata tükettim. Saat 19.00 da yoğurt içine kırmızı pul biber koyarak yedim. Bu barsak çalışması için önemlidir. Günlük çalışmama devam ettim. İkinci gün daha rahat ve sorunsuz geçti. Gün boyu saat başı suyumu ihmal etmedim. Akşamüzeri bitki karışımı çayımı içtim. Gece harika bir uyku çektim. Vücudumda muazzam değişiklikler olduğunu hissediyordum. Daha zinde bir vücuda kavuşacağımı düşündükçe motivasyonum arttı.

3. Gün Yapılanlar: Sabah sporu sonrası ılık duş vazgeçilmez bir görev gibi geldi sanki. Ilık limonlu su içerek güne başlamak alışkanlık olmalı ve ömür boyu devam etmeli diye düşünüyorum. Sabah kahvaltısında haşlanmış yumurta, salatalık, domates  ve bir dilim kepek ekmek yedim.Öğle saatinde ızgara 1 porsiyon tavuk ve salata (yağsız) tükettim. Ekmek ve başka bir şey yok. Akşam tarhana çorbası yanında yeşillik ve 1 dilim tam tahıllı ekmek tüketilebilir. Bu gün de dünkü programı aynen uyguladım. Akşama doğru biraz halsizlik ve baş ağrısı oluştu. Zeytinyağı ile alnıma masaj yaptırdığımda rahatladığımı gördüm.

4. Gün Yapılanlar:Sabah sporu sonrası limonlu ılık su ve duş değişmez kural halini aldı. Sabah kahvaltısında domates, salatalık, zeytin ve peynirin yanında 1 haşlanmış yumurta ile tahıllı 1 dilim ekmek tükettim. Öğle yemekte etli nohut vardı. Ekmek yemedim. Akşam çorba ve salataya devam ettim. Yavaş ve hazlı bir şekilde hazırladıklarımı yedim. Yediklerimin tadına varıyorum. Yemeyi yeniden öğreniyorum. Hızlı değil hazlı yemek gerekir. Her lokmayı ağızda en az on kez çiğnemek şart. Harika bir gün geçirdim. Akşam karışık bitki çayı içilmesi gerekiyor.

5. Gün Yapılanlar: Sabah sporu, ılık duş ve limonlu su vazgeçilmez hale geldi. Sabah kahvaltısı yerine sadece tarhana çorbası içtim.  Öğle salatalık ve domates ile peynir yedim. Akşam ise yoğurt ve kırmızı pul biber harika bir yiyecek olarak menüde yerini alıyor.

6.Gün Yenilenler: Sabah kahvaltısı yerine mercimek çorba ve domates, öğle yemekte haşlanmış et ve yeşillik vardı. Akşam bamya yemeği yanında yoğurt (pul biberli) vardı.

7. Gün Yenilenler: Sabah kahvaltıda haşlama yumurta, domates ve zeytin yedim. Öğle yemekte ızgara tavuk ve yeşillik, akşam sebze yemeği ve pul biberli yoğurt vardı.

Yukarıda 1 haftalık örnek listeyi verdim. Bu liste üç aşağı beş yukarı her hafta tekrar etti. 3 ayın sonunda istediğim kiloya ve sağğıma kavuştum. İrade, kararlılık, iyi motivasyon burada başarının şartıdır.

 


Yukar